Geçtiğimiz yıl düzenlediğimiz Battle of the Bands’te yarışma tarihinde ilk defa iki birincimiz olmuştu. İşte C Blok’la birlikte 20. Battle of the Bands’i kazanan Serf’le gerçekleştirdiğimiz röportaj:

Serf ismi nereden geliyor?

Evet, oradan geliyor aslında, direkt o anlamıyla.

Bu isim nasıl ortaya çıktı?

İsmi özel olarak bir anlam ifade etsin diye koymadık. Fonetik olarak güzel duyulsun, 4-5 harften oluşsun dediğimiz için böyle bir isim tercih ettik.

Yarışmaya çıkmadan önce birinci olmayı bekliyor muydunuz?

Yarışma öncesinde açıkçası öyle bir yargımız yoktu oluruz veya olmayız diye. Gerçi grupların birçoğunu dinlemiştim ama sonuçta canlı performansta. Biz C Blok birinci olur diye düşünüyorduk. Böyle tatlı bir ekip ve sound, türleri daha farklı. İki birinci çıkmasını hiç beklemiyorduk. O nasıl oldu?

Jüriler ikisini de gerçekten çok beğendiler ve bir seçim yapmak istemediler. Geçen seneye ve iki grubun da güzel enerjisine özgü bir durum diyebiliriz. Peki yarışmadan nereden haberiniz oldu? Nereden duyup da başvurmak istediniz?

Bir önceki sene de katılalım istedik ama olmadı. Kayıtları yetiştiremedik. Biz yarışmaya başvururken çok güvendiğimiz parçalarla başvurmadık bu arada. Daha az etki yaratacağını düşündüğümüz şarkıları gönderdik. Bu şekilde seçildik. Hatta kaliteli kayıtları bile göndermedik çünkü seçilmeyiz, finale kalmayız falan diye düşündük. Sonra seçilince birinci olabiliriz diye düşündük.

Yarışma bitti, birinci oldunuz klip çekildi, şarkınız yayınlandı. Sizde bir değişim oldu mu?

Böyle “ertesi gün kalktık hayatımız değişti” olmadı ama kendi adımıza şöyle bir değişim oldu. Yarışmanın “Kendinize gelin, bu saatten sonra çok savruk hareket etmeyin. Birazcık daha disiplinli yürüyün.” gibi bir etkisi oldu. Bir de bu tarz yarışmalar bizim gibi gruplar için önemli oluyor çünkü bir şeyler yapıyorsunuz, hazırlıyorsunuz. Konserler verdiğinizde çoğu zaman eşiniz dostunuz geliyor. Konserden sonra gelen insanların yüzde 90’ı size iyisiniz der. Kimse size “Ya şöyle yapsaydınız, şöyle yaparsınız daha iyi olurdu.” demez. Dolayısıyla, BoB’un bize böyle bir katkısı oldu.  İşleri düzene soktuk, biraz daha gaz verdik, biraz daha hızlanmaya karar kıldık ve bu kararı uyguladık.

Hepinizin aynı zamanda başka meslekleri de var. İkisini bir arada nasıl yürütüyorsunuz? Provalar için nasıl vakit buluyorsunuz?

İkisini bir arada yürütmenin zorlukları var. Bu biraz çifte hayat yaşamak gibi. Günün iş bitene kadar olan kısmıyla iş bittikten sonraki kısmı farklı bizim için. Zor ama yürüyor bir şekilde. Günün sonunda yaptığın şey müzik olunca, günün başında yaptığın şeye katlanabiliyorsun. Sonuçta severek yaptığımız bir şey zaten. Keyif aldığımız tek şey, hepimiz bir arada olmaktan keyif alıyoruz.

Hangi grupta çalmak isterdiniz?

Berk: Ben Dream Theater’da çalmak isterdim.

Metin: Muse’da çalmak isterdim.

Murat: Audioslave ya da Soundgarden, ikisinden biri olabilirdi. Aynı vokal zaten.

Özdemir: Benim için de bir grup yok ama illa söyleyeceksem, çalarken çok eğlenen bir grup düşünüyorum. Tool olabilir.

Bu yıl katılacak olan yarışmacılara kendi deneyimlerinizden yola çıkarak ne tavsiye vermek isterdiniz?

Eğlensinler, tadını çıkartsınlar. Çok güzel bir tecrübeydi bizim için. Eğlenceli bir gündü başından sonuna kadar. Günün sonunda, tamam biz birinci olduk ama olmasaydık da oradan çok keyifli bir gün geçirmiş olarak ayrılacaktık. Bunu akıllarında tutmalarında fayda var. Ayrıca mutlaka kampüsün tadını çıkarsınlar. İnanılmaz güzel bir kampüsünüz var, kesinlikle katılacak olan arkadaşlar manzara eşliğinde diğer katılımcılarla tanışıp iletişim kurmalılar.

DokuzSekiz ile çalıştınız, iletişiminiz nasıl oldu? Klip süreci nasıl geçti?

DokuzSekiz’in şöyle bir avantajı var, tanınmış bir plak şirketi. Kendi Youtube kanallarında bir videonuzun paylaşılması çok büyük bir lütuf aslında bu şartlar altında. Onun dışında da DokuzSekiz’de çalışan Yağmur, Aylin ve Demet Hanım’la da aramız iyi, muhabbetimiz var. Bu seneki ödülleri gördükten sonra da tekrar katılmak istiyoruz biz de.

Şarkıları kim yazıyor? En son çıkacak olan şarkınız “Bu Dans”ı kim yazdı?

Murat: Biz şöyle çalışıyoruz, ben bir şeyler yazıyorum, getiriyorum. Şarkının bazen yüzde 80’ini, bazen yüzde 50’sini, bazen küçük bir riff getiriyorum. Hep beraber oturup üzerine, “bu böyle olsun”, “tamam bu bitmiş böyle devam edelim” diye konuşuyoruz. Bu Dans, Özdemir’in şarkısı; ki bence hakikaten çok iyi bir şarkı. Böyle bir dağılım oluyor. 27’yi de ben yazmıştım ve aslında şarkının başta bir ismi yoktu. Ben şarkıyı 27 yaşımda yaşadıklarımla alakalı birtakım olaylardan esinlenip yazdım. Çok basit, herhangi bir insanın yaşayabileceği, insan ilişkileriyle alakalı bir şey.

İlerisi için beklentileriniz ve planlarınız neler? Kendinizi nerede görüyorsunuz?

Murat: Rap müziğin bir yükselişi var 5 senedir falan, bunu kabul etmek zorundayız. Biz şuna inanıyoruz, rock müzik yani gitar müziği  2020 ve sonrasında veya artık ne zamansa yine yükselişe geçecek, yani arşa çıkacak, zorunda. Biz o noktada at başı gruplardan biri olmak istiyoruz elbette.

Özdemir: Serf’le müzik yapmaktan oldukça keyif alıyorum.  2005’te bir rock müzik patlaması olmuştu; tekrar böylesi bir durum kaçınılmaz, mecbur gelecek. İnanıyorum ki o geldiğinde biz de burada olmuş olacağız.

Metin: Yaptığımız işin, verdiğimiz emeğin karşılığını daha iyi alabilmeyi umuyoruz aslında. Benim tek gayem şu olurdu: Öğretmenlik yapmayayım, müzik yapayım. Yani paramı müzikten kazanayım, sadece bu işe odaklanayım.

Berk: Açıkçası sahnedeyken sizin ürettiğiniz, katkı sağladığınız ve takdir aldığınız bir üretim var. Siz onu sunuyorsunuz ve insanların beğendiğini görmek inanılmaz bir haz veriyor size. Bunu görmeye devam etmek isterim.

Şunu da sormadan geçmeyelim. Kendi hikayenizi bağdaştırdığınız gruplar var mı piyasada?

Çok alakasız bir örnek olacak ama eş dost ahbap kafasındansa Seattle kafası olabilir aslında. Sound olarak feyz aldığımız milyon tane grup var fakat bir gerçek de var: Biz Türkiye’de doğduk, Türkiye’de büyüdük ve Türkiye’de yaşıyoruz. Burada müzik çok farklı üretiliyor ve tüketiliyor. Bizim imrendiğimiz gruplar sound olarak yerel büyüyen ve yerel yürüyen gruplar. Bir de şu var ki feyz aldığımız gruplara baktığınızda en olmadı hepsinin evinin garajı vardır ve içlerine küçük çaplı bir stüdyo kurmuşlardır. Yani, imkanlar kısıtlı. Bir husus daha var ki, Türkiye’de 2 hikaye var. Mor ve Ötesi, Manga, Gripin; bu grupların hepsi aileden destek alarak, iyi okullarda okuyarak ne bileyim eline Gibson alarak istediği rahatlıkta çalışıp istediği gibi ünlü olabilen gruplar. Şimdi bir de Dolu Kadehi Ters Tut gibi Yüzyüzeyken Konuşuruz gibi üniversitede veya lisenin son yıllarında bu işe başlayıp sosyal medyayı kullanarak kendi şarkılarını herkese aktaran gruplar var. Bence biz ikisinin ortasında kalıyoruz.

Prova sıklığınız nedir, nerede prova yapıyorsunuz?

Sıklığımız değişiyor. Mesela Karga’da lansman konserimiz olacak yakında. O yüzden haftada 2 prova alıyoruz biri evde biri stüdyoda olmak üzere. Ama genelde haftada bire sabitlemeye çalışıyoruz, onun yararını gördük.

Piyasada yıllardır dinlenen ve dinlenmeye devam edecek birçok kült grup var, örneğin Kurtalan Ekspres. Peki siz yıllarca dinlenelim hit kalalım, insanlar dinledikçe şarkılarımızda kendilerinden bir şeyler bulabilsin mı isterdiniz yoksa biz yaptığımız türü ülkeye getirelim, öğrenilsin, dinlenilsin ama biz piyasadan silinsek de olur mu?

Bahsettiğin iki hikaye de uyuyor bize.  Ama sadece Kurtalan deyince herkes biliyor fakat zamanında kaliteli üretim yapmış ancak bir noktada pes etmiş gruplar da var hala eserlerine ulaşabildiğimiz. Grizu var mesela. O kadar ana akım grup değildi. İlla adının duyulmasına ve kültleşmene gerek yok. On yıllar sonra hala eserlerine birilerine ulaşıyorsa, dinliyorsa bu da yeterlidir benim için. Aynı isim olarak sürmek zorunda da değiliz ama yıllar sonra bizi hatırlayan, dinleyenler varsa ne mutlu bize!

Sık sık konser veriyor musunuz, nerelerde çıkıyorsunuz?

Çok sık konser vermiyoruz. Yayınlanmış bir şarkımız var. Bu seçkinin artması gerekiyor ki insanlar bizi bilsin, talep gelsin, mekan istesin. Cover yaparken çok yerde çıktık. Dorock’ta çıktık, Taksim taraflarında çıktık. Ayrı ayrı da çıktık, ama dediğim gibi en azından 3-4 şarkı çıkmalı ki bakalım kitle oluşacak mı.

Yeni projeler neler? Neler göreceğiz Serf’ten? Eylül’de dinleyenleri bekleyen güzel bir şeyler var bildiğimiz kadarıyla.

Eylül’ün 6’sında yeni single çıkacak “Bu Dans” adıyla. Klibi çıkacak mı bilmiyorum, bahsettiğim imkansızlıklar burada devreye giriyor ancak böyle bir şarkı çıkacak sonuç olarak. Bunun dışında onun devamında da kasım ayında bir şarkı daha çıkaracağız. Ondan önce Kadıköy’de Karga’da bir lansmanımız olacak 14 Eylül’de, yayınlamadığımız şarkılarımızı da çalacağız. Yaklaşık 10 şarkı çalacağız. Sizleri de bekleriz.

Röportaj: Birgül Gündoğdu – Umutcan Demir – Zeynep Kılıç