Dark Wave: Başlangıç

Müzik, insanlık tarihinin ilk günlerinden beri insanların kendilerini ifade edebilmeleri için en önemli araçlardan biri olmuştur. Geçtiğimiz yüzyıllarda bu ifade ediş müzik çatısı altında seçilen hayat tarzları olarak da tezahür ediyor. İnsanlar dinledikleri müziğe ve bunun ifade ettiği yaşam stiline göre giyiniyor, konuşuyor ve hareket ediyorlar. Bu bağlamda kendine has tarzıyla 1980’lerde hayatımıza giren dark wave, son derece sıra dışı gothic ekolün bir uzantısı olarak görülebilir.

Dark-wave terimi, 70’lerin sonunda new-wave ve post-punk hareketlerinden doğan müziği tanımlamak için kullanılıyor. Genelde bu tarz gruplar minör tonlarla, introspektif sözlerle ayırt edilebilirler. Her ne kadar sert ve korkutucu gözükseler de şarkılarında romantizm ve kasvetli havanın arkasında gizlenen bir keder bulmak mümkün. Enstrüman olarak akustik ve elektro gitar, piyano ve kemanın yanı sıra synthesizer, sampler ve drum machine gibi elektronik unsurlar da devreye giriyor. Dark wave bir tür olarak cold wave, ethereal wave,  gothic rock ve neofolk gibi türlere de kucak açıyor.

1980’lerden itibaren dark-wave başta Avrupa olmak üzere yanında bir alt kültür oluşturmaya da başladı. Bu insanlar kendilerine waver veya dark-waver diyorlardı. Almanya gibi bazı ülkelerde gothic rock hayranları da bu akıma katıldılar.

Gotik terimi o dönemler yalnızca gothic rock ile ilişkilendirilirken, dark wave synthesizer temelli yeni tarz müziği de kapsadı. Bu hareket daha sonraları dünya arenasında da kendisine yer buldu. Cocteau Twins gibi ethereal wave, Dead Can Dance ve In the Nursery tarzında da neoklasik dark wave grupları piyasaya çıktı. Onların yanında Clair Obscur ve Opera Multi Steel gibi Fransız cold wave müzisynenleri de dark wave’in ilk temsilcilerinden sayılabilirler.

Pek çok sanatçı dark wave’in çatısı altında farklı tarzda işler yaptı ve bu farklı tarzlar birbirini besleyerek büyümeye devam etti. Synth-wave ise gothic rock’ın tahtını elinden aldı. Fransa’dan Attrition ve Die Form, İngiltere’den Pink Industry, Kanada’dan Psyche, İtalya’dan Kirlian Camera ve Hollanda’dan Clan of Xymox gibi gruplar dünyanın dört bir yanında bu müzik türünün temsilcisi oldular.

die form

DÖNÜŞÜM:90’LAR

New wave ve post-punk akımlarının 80’lerin ortasında doğru popülerliğini kaybetmesiyle birlikte dark wave de bir yer altı hareketine dönüşmeye başladı. İtalyan Ataraxia ve The Frozen Autumn’un yanı sıra Fransız Corpus Delicti bu dönüşümle birlikte batı piyasasının önde gelen grupları oldular. O sıralarda Almanya’da ise Das Ich, Goethes Erben, Relatives Menschsein ve Endraum gibi gruplar farklı bir yola girdiler. Müziklerine Alman şiirlerinden mecazi sözler serpiştirerek daha teatral bir hava yakaladılar. Bu akımın temsilcilerine de Yeni Alman Ölüm Sanatçıları denildi. Onların yanında synthesizerları neofolk ve neoklasik dark wave unsurlarıyla harmanlayan Silke Bischoff, In My Rosary, Engelsstaub ve Impressions of Winter gibi gruplar vardı.