Vogue World 2025: Hollywood

Deniz Ada Oktay ve Burak Uzun’un yazısıdır.

Moda mı sinemayı andı, yoksa sinema mı modayı? Bu seneki Vogue World: Hollywood’da bu ayrımı yapmak imkansızdı.

“Vogue World” nedir? Önce bunu yanıtlamamız gerek. Vogue World, Vogue dergisinin her sene farklı bir şehirde düzenlediği, moda, müzik, performans ve kültürün bir araya geldiği çok yönlü bir sahne gösterisi. Bir anlamda “Vogue’un canlı versiyonu” gibi düşünebiliriz.

Vogue World’ün her yıl başka bir şehirde düzenlenmesinin sebebi her edisyonun o şehrin kültüründen, ruhundan ve estetiğinden besleniyor olması. İlk durağı 2022’de New York’tu, asla uyumayan şehrin enerjisi ve  temposuyla “modanın değişimi” teması podyuma taşınmıştı. Bir yıl sonra , 2023’te, Londra sahnesinde tiyatro, tarih ve aristokratik zarafet öne çıktı. 2024’teki Paris sahnesinde ise sanat, sinema ve zarafetin dramatik buluşmasıyla “Fransız ihtişamı” ön plana çıktı. Her şehir kendi tarihini sembolik hikayeleriyle anlatıyor Vogue da bu hikayeleri klasik bir defileden çok bir performans haline getiriyor.

Bu yıl Vogue World, modayı doğrudan Hollywood’un kalbine taşıdı. Los Angeles’ta gerçekleşen gösteri, altın çağ sinemasını modern bir tempo ile yeniden yorumladı. Hollywood’un klasik karakterleri, günümüz tasarımcılarıyla yeniden yorumlanmış şekilde karşımıza çıktı. Her ayrıntı, Hollywood’un o ünlü büyüsünü podyuma taşımak içindi ve sonuç ise favori kült filmlerimizi yeniden izliyormuşuz hissi veren zamansız bir gösteriydi. 

Anna Wintour’un küratörlüğünde gerçekleşen bu yılki Vogue World: Hollywood, nostaljiyle moderniteyi harmanlayarak önceki edisyonlardan farklı, çok daha teatral bir formattaydı. Gösterinin tamamı yedi film türüne ayrılmıştı: romantizm, müzikal, komedi, korku, aksiyon, bilimkurgu ve noir. Şovun kurgusu ve dekorlar gerçek bir film setindeki o heyecanlı koşuşturmacayı seyirciye de hissettirdi. Her sahne, bir dönemin sinemasına moda diliyle yeniden hayat verdi. 1950’lerden tutun Black Panther’ın afro-fütürizmine kadar sayısız film referansı yer aldı, moda bu kez yalnızca kıyafetlerden ibaret değildi. 

Genel olarak temanın işlenişi oldukça başarılıydı. İzleyiciye hikayesi olan, duygusal bir deneyim sundu. Bu edisyon daha samimi ve performatifti çünkü favori sinema karakterlerimizin referanslarını görebilmek bize tanıdık ve heyecan verici bir his yaşattı. Yine de bazı kıyafetlerin göndermeleri o kadar spesifikti ki, hangi filme ya da karaktere gönderme yaptığını herkesin fark etmesi kolay değildi. Çoğu kıyafetin ait olduğu sinema evrenini fark edebilmek için dolu bir Letterboxd profiline sahip olmak şart gibiydi.

Görünümleri bir kenara bırakırsak gecenin başka bir öne çıkanı performanslardı. Finalde sahne alan Doja Cat, 5.stüdyo albümü “Vie”den “Gorgeous” şarkısını seslendirdi ve kostümü, Tina Turner’ın Mad Max Beyond Thunderdome’daki zincir zırh kostümünden ilham alınmıştı. Gracie Abrams ise Carole King’in “I Feel the Earth Move” şarkısını kendi yorumu ile seslendirdi ve Chanel SS’26 koleksiyonundan sade ama samimi görünümüyle Daisy Jones & The Six’ten fırlamış gibiydi. Müzik seçimleri de tıpkı temada olduğu gibi geçmişi hem nostaljik hem de sinematik bir akışa taşıdı.

Moda sinemaya fazla yer bırakmış olsa da tematik bütünlüğü büyük ölçüde başarıyla taşıyan, önceki yıllardan bir adım önde bir deneyimdi. 

Defilenin en çok konuşulan anları kesinlikle Nicole Kidman ve Kendall Jenner’a aitti. Nicole Kidman sahnede eski Hollywood efsanesi Rita Hayworth’ın ikonikleşmiş Chanel imzalı siyah saten bustier elbisesiyle, 1946 yapımı Gilda’ya gönderme yaptı. Kendall Jenner ise Nicole Kidman’ın Moulin Rouge! filmindeki “Black Diamond” kostümünü tekrar giyerek karşımıza çıktı. Angela Bassett, Laura Harrier, Conan Gray, Cara Delevingne, Sombr, Jeff Goldblum, Hunter Schafer ise defilede yürüyen diğer isimlerdi.

Paramount Studios’taki gerçekleşen gece sadece moda tarihine değil, sosyal medya algoritmalarına da kazındı. Vogue World: Hollywood 2025 sahneye çıktığı andan itibaren X’te , Instagram’da ve TikTok’ta dakikalar içinde milyonlarca etkileşim aldı. Bunun en büyük etkisi etkinliğin gerçek zamanlı olarak Vogue’un TikTok ve Instagram sayfalarında canlı yayınlanmasıydı. Kullanıcıların çoğu, bu yılki etkinliği geçen seneki Londra ve New York versiyonlarına göre “daha sinematik ve daha anlamlı” buldu. Şovu “fazla kurgusal, az spontan” bulup “Bu bir defile değil, film seti” diye eleştirsenler olsa da sırf bu yüzden defileyi övenler de oldu. Vogue’un moda şovu kavramını yeniden tanımlaması alkışlandı.

Peki bu yıl neden bu kadar konuşuldu?

Vogue World ilk kez sadece podyumla değil, nostaljiyle de duygusal bağ kurdu. Paramount Studios’un film seti atmosferi, Hollywood’un altın çağını, modern haute couture’le birleştirdi. Moda, müzik ve sinemanın aynı sahnede buluştuğu nadir anlardan biri yaşandı. Sahneye çıkan her yıldız, sinema tarihinden bir kareye dönüşürken, ekran başındaki milyonlar o eski Hollywood ışıltısını tekrar hissetti.

Gelecek Vogue World’lerde artık daha da fazla kurgu görmek isteriz. Daha fazla risk, daha fazla delilik. Moda dünyası zaten ikonik imgeleri tekrar etmek konusunda inanılmaz başarılı ama asıl daha zorlayıcı ve heyecan verici olan şey yeni ikonlar yaratmak. Sıradaki adım, sinema geçmişine göndermeler yapmak kadar sinemanın geleceğine dair yeni bir görsel dil önermek. Eğer Vogue bunu başarırsa, Vogue World her sene sadece izlediğimiz bir şov değil, pop kültürün yönünü çizen 50 yıl sonra bile hatırlanacak bir olaya dönüşebilir.

Yazı oluşturuldu 130

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön