Sude Nur Deniz’in yazısıdır.
Let It Happen ve The Less I Know The Better gibi hit parçalarından, deneysel seslerinden ve karakteristik küt saçlarından tanıdığımız Avustralyalı sanatçı Kevin Parker; namıdiğer Tame Impala, müziğe ilk adımlarını amatör bir grupta gitar çalan babasıyla attı. Yıllar geçtikçe müziğe ilgisi oldukça büyür hale geldi ve odasında kendi imkanlarıyla müzik yapmaya başladı. Yarattığı parçaları MySpace’te paylaşarak dönemin ünlü indie kayıt şirketlerinden biri olan Modular Records’un ilgisini çekti ve bu sayede müzik dünyasına atılmış oldu. Aslında bu sayısız proje dolu eşsiz diskografili ve iki Grammy ödüllü parlak sanatçının ardında çok daha derin bir hikaye yatıyor.

Kevin’in müziği, kendi yolculuğunun yansımalarını her köşesinde sezebileceğimiz ve kişisel olmaktan hiçbir zaman ödün vermemiş bir müzik. Hatta sıra dışı yaratıcılığının temelinde kişiselliği yatıyor diyebiliriz. Kendisi kaotik aile evindeki çocukluğunun yalnızlık içinde ve ailesinin boşanmasının gölgesinde geçtiğini daha önce dile getirmişti. Bu dönem onu içine kapatırken aynı zamanda müzikle tanışmasına vesile olmuştu. Kevin, en izole anlarında müzik sayesinde anlaşıldığını hissetmiş; ilk işlerinin ilham kaynağı hep yalnızlık olmuştu.

Kevin için stüdyo tam bir oyun alanıydı. Bazı röportajlarında o da neyi tam olarak doğru yaptığını bilmediğini belirtse de yarattıklarına milyonlar bayılıyordu. Sektör kalıp işler üretirken o, yeni bir alan keşfetmekten çekinmiyordu. Ergenliğinde çokça dinlediği psikedelik rock, şarkılarının büyük bir altyapısını oluşturdu.
Kevin’in Mabedi: Wave House!
Batı Avustralya’da kıtanın geri kalanından dışlanmış, dünyanın en izole büyük şehirlerinden biri olarak anılan Perth; ironik şekilde Kevin’in çocukluğunun büyük bir kısmını geçirdiği yer olmuştur. Perth’de Hint Okyanusuna ve ormana bakan manzarasıyla sanatçıların sık sık müzik yapmak için kiraladığı bir ev olan Wave House yer alıyordu. Kevin’in hayatında buranın yeri çok ayrıydı. Başarılı singleları ve bir kayıt şirketi sözleşmesinden sonra sıra artık ilk albümünü çıkarmaya geldiğinde, Kevin soluğu burada aldı. Avustralya’da listelere oynayan, yıllar sonrasında bir kült olarak anılacak Innerspeaker albümünü 2009 yazında bu eve kapanarak 3 ay içinde tek başına kaydetti. Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde de sık sık uğrayacağı Wave House’ı, 2020’de pandemiyle birlikte tamamen satın aldı. Bu ev Kevin için bir stüdyodan çok bir ilham köşesi ve yaratım alanına dönüştü. Sonraki çoğu şarkısının kayıtları LA ve Perth’de alınsa da ilk tohumları o evde atıldı. Çocukluğunda da olduğu gibi yalnız ve uzaktayken yeşeriyordu Kevin.

Innerspeaker’ın ardından 2012’de kapağına kadar kendi hazırladığı Lonerism’i, 2015’te de Currents’ı yayınladı. Kevin, Currents ile kendi rekorunu kırdı ve Grammy adaylığı gibi kayda değer başarılar elde etti. Çoğu global sanatçının da radarına bu sayede girmiş oldu. Currents’ın ardından Dua Lipa, Rihanna, Travis Scott ve The Weeknd gibi birçok global sanatçının projelerinde yer aldı. 2015 sonrası sık sık LA’e gelip kayıtlar alır oldu. Bu dönemde izolasyon onun müziğinin özü olduğu halde bir türlü yalnız kalamayan, kalabalıklar içinde bir Kevin gördük. 2019’da LA’e taşınmasıyla da gelen sıkışmışlığın sonucu olarak sevenlerini The Slow Rush albümüyle buluşturdu. Kevin, bu albümünde zaman kavramını içli dışlı, bol metaforlu şekilde ele aldı. Zaman ve insan temasının her noktasına işlendiği albüm, eleştirmenler tarafından olgun ve ayakları yere basan bir yapıt olarak kayda geçti.

Günümüze gelindiğinde ise Tame Impala; iki Grammy
kazananı, sektörde saygın bir yer edinmiş, kendine has bir prodüksiyon tarzı olan değerli bir sanatçı olarak biliniyor. Son albümü Deadbeat, sevenleri tarafından ilk çıkışında olumsuz geri bildirimler alsa da; Kevin’in nisan ayında çıktığı dünya turu ile yine kendinden söz ettirmeyi başardı. Canlı performanslarının başrolünde göz alıcı ışık şovları ve yüksek prodüksiyonlu psikedelik sahne tasarımları yer alıyor. Kevin’in yapıtlarını daha da öne çıkaran ses sistemlerinin de katkısıyla, bilet sahipleri konserden unutulmaz bir deneyimle ayrılıyor.

Kevin Parker, içindeki yaratıcı ruhu ve müzik zekasıyla psikedelik indie rock ve elektronik dans kategorilerinde kendini kanıtlamış biri olmanın yanı sıra, tanıdıkça herkesin kendinden bir parça bulabileceği katmanlı bir sanatçı. Yetiştirilişinin getirdiği izole dışlanmışlık hissi, kendini sevmeye ve kabul etmeye çalışması dinleyenlerinin onunla bağ kurabilmesinde büyük bir etken. Sektördeki kusursuz imajların aksine Kevin’in her parçası tüm savunmasızlığıyla müziğine yansıyor.
İnternet çağındaki yalnızlıkta insanlara duyulmuş ve anlaşılmış hissettiren bir alan vadeden müziği, bir sığınak görevi görüyor. Bu noktada milyonlar Tame Impala dinleyicisinden sevenlerine dönüşüyor.



